17 Ocak 2017 Salı

Yaygın Kullanımlı Fiiller 4 (حَاوَلَ) çabalamak


Yaygın Kullanımlı Fiiller 4 (حَاوَلَ) “çabalamak”

حَاوَلَ يُحَاوِلُ مُحَاوَلَةٌ

HÂVELE fiili, "çabalamak, gayret etmek, -meye çalışmak" anlamında kullanılabilir.
Bu fiilden sonra genellikle mastar getirilir. Bu mastar, sarih mastar olabileceği gibi müevvel mastar da olabilir.
 1) أُحَاوِلُ الْوُصُولَ إلَى الْمَدْرَسَةِ فِي وَقْتِها. : أُحَاوِلُ أَنْ أصِلَ إلى الْمَدْرَسَةِ فِي وَقْتِها.
2) أُحَاوِلُ تَعَلُّمَ اللغةِ العربيةِ. أُحَاوِلُ أَنْ أَتَعَلَّمَ اللغةَ العربيةَ.
1) Okula zamanında ulaşmaya çalışıyorum.
2) Arapçayı öğrenmeye çalışıyorum.


Yaygın Kullanımlı Fiiller 3 (اِسْتَطَاعَ : ebilmek: güç yetirmek)


 Yaygın Kullanımlı Fiiller 3 (اِسْتَطَاعَ : güç yetirmek : -EBİLMEK)
اِسْتَطَاعَ يَسْتَطِيعُ اِسْتِطَاعَةٌ

اِسْتَطَاعَ : “güç yetirme” fiillerindendir, Türkçeye "-ebilmek" şeklinde tercüme edilebilir. Müteaddi bir fiil olduğu için nesnesini direk olarak alır. Nesnesi, sarih mastar gelebileceği gibi müevvel mastar olarak da gelebilir.

sarih mastar:
1) أَسْتَطِيعُ الْخُرُوجَ مِنَ الْبَيْتِ فِي سَاعَةٍ مُتَأَخِّرَةٍ مِنَ اللَّيْلِ بِمُفْرَدِي.
2) أَسْتَطِيعُ الْقِرَاءَةَ وَالْكِتَابَةَ بِاللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ.
3) أَسْتَطِيعُ كِتَابَةَ الدَّرْسِ فِي سَاعَةٍ.
4) أَسْتَطِيعُ السَّفَرَ إلى الْأَمَاكِنِ الْبَعِيدَةِ بِسَيَّارَتِي.

müevvel mastar örneği:
1) أَسْتَطِيعُ أَنْ أَخْرُجَ مِنَ الْبَيْتِ فِي سَاعَةٍ مُتَأَخِّرَةٍ مِنَ اللَّيْلِ بِمُفْرَدِي.
2) أَسْتَطِيعُ أَنْ أَقْرَأَ وَأَكْتُبَ بِاللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ (أَسْتَطِيعُ أَنْ أَقْرَأَ وَأَنْ أَكْتُبَ بِاللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ.).
3) أَسْتَطِيعُ أَنْ أَكْتُبَ الدَّرْسَ فِي سَاعَةٍ.
4) أَسْتَطِيعُ أَنْ أُسَافِرَ إلى الْأَمَاكِنِ الْبَعِيدَةِ بِسَيَّارَتِي.
1) Geç bir saatte evden tek başıma çıkabilirim.
2) Arapça okuyup yazabilirim.
3) Dersi bir saat içinde yazabilirim.
4) Arabamla uzak yerlere seyahat edebilirim.

NOT: mefulün bih, ister sarih mastar olarak gelsin ister müevvel mastar olarak gelsin, aralarında herhangi bir anlam farkı yoktur. Fakat sarih mastar, salt bir isim olduğundan zamirlere göre farklı çekimi yoktur ama müevvel mastar içinde fiil geçince, o fiili, eylemi gerçekleştirecek özneye göre çekimlemek gerekir.
أسْتَطِيعُ الْكِتَابَةَ / يَسْتَطِيعُ الْكِتَابَةَ / نَسْتَطِيعُ الْكِتَابَةَ / يستطيعونَ الْكِتابَةَ ... 



1) أَنَا أَسْتَطِيعُ أَنْ أَكْتُبَ الدَّرْسَ.
2) نَحْنُ نَسْتَطِيعُ أَنْ نَكْتُبَ الدَّرْسَ.
3) أَنْتَ تَسْتَطِيعُ أَنْ تَكْتُبَ الدَّرْسَ.
4) أَنْتِ تَسْتَطِيعِينَ أَنْ تَكْتُبِي الدَّرْسَ.
5) أَنْتُم تَسْتَطِيعُونَ أَنْ تَكْتُبُوا الدَّرْسَ.
6) هُمْ يَسْتَطِيعُونَ أَنْ يَكْتُبُوا الدَّرْسَ.
7) أَنْتُنّ تَسْتَطِعْنَ أَنْ تَكْتُبْنَ الدَّرْسَ.
8) هُنّ يَسْتَطِعْنَ أَنْ يَكْتُبْنَ الدَّرْسَ.
9) تَسْتَطِيعُ الطالباتُ أَنْ يَكْتُبْنَ الدَّرْسَ.
10) يَسْتَطِيعُ الطلابُ أَنْ يَكْتُبُوا الدَّرْسَ.
1) Ben, dersi yazabilirim.
2) Biz, dersi yazabiliriz.
3) Sen, dersi yazabilirsin.
4) Sen (byn), dersi yazabilirsin.
5) Siz, dersi yazabilirsiniz.
6) Onlar, dersi yazabilirler.
7) Siz (byn), dersi yazabilirsiniz.
8) Onlar (byn), dersi yazabilirler.
9) Öğrenciler (byn), dersi yazabilirler.
10) Öğrenciler, dersi yazabilirler.


not: “güç yetirme” fiil ile eylemin öznesi aynı kişi olmalıdır [yazarım + -ebilirim (yazmaya güç yetiririm) YANİ yazabilirim]

“güç yetirme” (-ebilmek) anlamında aşağıdaki fiiller de kullanılabilir fakat اِسْتَطَاعَ / يَسْتَطِيعُ fiilinin kullanımı çok yaygındır:

قَدَرَ / قَدِرَ ، يَقْدِرُ / يَقْدُرُ قُدْرَة | قَدَرَ عَلَى ...
تَمَكَّنَ يَتَمَكَّنُ تَمَكُّن | تَمَكَّنَ مِنْ .....

أَسْتَطِيعُ أَنْ أَكْتُبَ الدَّرْسَ. : أَسْتَطِيعُ كِتَابَةَ الدَّرْسِ.
أَقْدِرُ عَلَى أَنْ أَكْتُبَ الدَّرْسَ. : أَقْدِرُ عَلَى كِتَابَةِ الدَّرْسِ.
أَتَمَكَّنُ مِنْ أَنْ أَكْتُبَ الدَّرْسَ. : أَتَمَكَّنُ مِنْ كِتَابَةِ الدَّرْسِ.

DERSİ YAZABİLİRİM.

16 Ocak 2017 Pazartesi

Yaygın kullanımlı fiiller 6 (أَصَابَ) isabet ettirmek, vurmak, tutturmak (ıskalamamak)


Yaygın kullanımlı fiiller 6 (
أَصَابَ) isabet ettirmek, vurmak, tutturmak (ıskalamamak)
أَصَابَ الصَّيْدُ الْهَدَفَ. مَا أَخْطَأَ الصَّيْدُ الْهَدَفَ.
Avcı, hedefi tutturdu (hedefe isabet ettirdi). Avcı, hedefi ıskalamadı.

ASÂBE fiilinin “hastalanmak, üşümek” gibi anlamlarda kullanımına dair aşağıdaki açıklama, lüzum üzerine yapılmıştır:

Arapçada أصَابَنِي الْمَرَضُ gibi bir ifadeyle sıklıkla karşılaşılır. Türkçede “Ben hastalandım” deriz. Aynı anlama gelen Arapça ifade ise Türkçe mantıkla özne-nesne ilişkisi açısından yaklaştığımızda “Hastalık, beni vurdu/bana isabet ettirdi” demek olur.
ASÂBE fiili müteaddi (direkt geçişli) bir fiildir. Bu fiille “Meyveler üşüdü” demek için, zihnimizde “Meyveleri soğuk vurdu / Soğuk meyveleri vurdu” şeklinde bir anlam bulunması lazım.
1) أصَابَ الْبَرْدُ الْفَوَاكِهَ.
1) Meyveleri soğuk vurdu / Soğuk meyveleri vurdu (YANİ meyveler üşüdüler).

Malum çatılı (etken çatılı) olan ASÂBE fiili aynı anlamda meçhul çatılı (edilgen çatılı) olarak da kullanılabilir fakat bu sefer, meyveler merfu isim (özne) olarak gelir, soğuk ismi ise Bİ harf-i cerrinden sonra mecrur isim olmalıdır.
1) أُصِيبَتْ الْفَوَاكِهُ بِالْبَرْدِ.
1) Meyveler, soğuk tarafından vuruldu (YANİ meyveler üşüdüler).

Aşağıdaki cümlelerde de aynı mantığı bulmak mümkündür.
1) أَصَابَنِي الْبَرْدُ. : أُصِبْتُ بِالْبَرْدِ.
2) أَيْنَ كُنْتَ؟ هَلْ أَصَابَكَ الْمَرَضُ؟ : أَيْنَ كُنْتَ؟ هَلْ أُصِبْتَ بِالْمَرَضِ؟
1) Soğuk beni vurdu: Soğukla vuruldum (yani: ÜŞÜDÜM).
2) Neredeydin? Seni hastalık mı vurdu? Neredeydin? Sen hastalıkla mı vuruldun? (yani: NEREDEYDİN? HASTA MI OLDUN?)


Yaygın kullanımlı fiiller 5 (A'CEBE / أَعْجَبَ) hoşlanmak / beğenmek


Yaygın kullanımlı fiiller 5 (A'CEBE / أَعْجَبَ) hoşlanmak / beğenmek

 A'CEBE (أَعْجَبَ) fiili, Türkçedeki "beğenmek, hoşlanmak, hoşuna gitmek" anlamlarında kullanılabilir. Fakat özne-nesne ilişkisi açısından Türkçe mantıkla yaklaşıldığında bu fiili Arapça cümlede doğru kullanmak mümkün değildir. Örneğin, Türkçe "Ali, Ayşe'yi beğendi" ya da "Ali, Ayşe'den hoşlandı" cümlelerinde Ali ÖZNE, Ayşe ise NESNE'dir. Arapça cümle kurarken de Ali’yi özne, Ayşe’yi nesne yapacak olursak, cümlenin anlamı tamamen değişecek; tam tersi bir anlam ortaya çıkacaktır.
1) أَعْجَبَ عَلِيٌّ عَائِشَةَ.
2) أَعْجَبَتْ عَائِشَةُ عَلِيّاً.
1) Ayşe, Ali’yi beğendi (Ayşe, Ali’den hoşlandı YA DA Ali, Ayşe’nin hoşuna gitti).
2) Ali, Ayşe’yi beğendi (Ali, Ayşe’den hoşlandı YA DA Ayşe, Ali’nin hoşuna gitti).

Yukarıdaki iki cümleden anlaşılan şudur: A’CEBE, müteaddi (direkt geçişli) bir fiildir. A’cebe fiilinin faili (merfû ismi: özne) beğenilen, mefulün bihi (mansûb ismi: nesne) ise beğenendir. Diğer bir ifadeyle A’cebe fiilinin faili (merfû ismi: özne) hoşlanılan, mefulün bihi (mansûb ismi: nesne) ise hoşlanandır.

A’CEBE fiiline özne-nesne ilişkisi açısından Türkçe mantıkla yaklaşacak olursak bu fiile “ŞAŞIRTMAK, AKLINI BAŞINDAN ALMAK” anlamını vermek yerinde olacaktır.
1) أَعْجَبَ عَلِيٌّ عَائِشَةَ.
2) أَعْجَبَتْ عَائِشَةُ عَلِيّاً.
1) Ali, Ayşe’yi şaşırttı / Ali, Ayşe’nin aklını başından aldı. (YANİ: Ayşe, Ali’yi beğendi)
2) Ayşe, Ali’yi şaşırttı / Ayşe, Ali’nin aklını başından aldı. (YANİ: Ali, Ayşe’yi beğendi)
Bu mantıkla yaklaşıldığında şunu bilmek lazım:
Şaşırtan: BEĞENİLEN ve HOŞLANILAN kişidir.
Şaşırtılan/şaşıran ise BEĞENEN ve HOŞLANAN kişidir.

İlave Örnekler:
3) أَعْجَبَ الرَّبِيعُ الْفَلَّاحَ.
4) أَعْجَبَتْ اللَّوْحَةُ الضُّيُوفَ.
5) أَعْجَبَ الْقَلَمُ الْأَحْمَرُ الطِّفْلَ.
6) أَعْجَبَتْ نَتَائِجُ الْاِمْتِحَانِ الطُّلَّابَ.
3) Çiftçi, ilkbaharı beğendi.
4) Misafirler, tabloyu beğendiler (Misafirler, tablodan hoşlandılar).
5) Çocuk, kırmızı kalemi beğendi.
6) Öğrenciler, sınavın sonuçlarını beğendiler.

ARAPÇA BAŞKA BİR ALTERNATİF ANLATIM:
Yukarıda zikrettiğimiz bütün cümlelerde A’CEBE fiili malum çatılıdır (etken çatılı). A’CEBE fiili meçhûl çatılı (edilgen çatılı) olarak da aynı anlamda kullanılabilir fakat, beğenen/hoşlanan MERFU İSİM olarak gelir, beğenilen/hoşlanılan ise Bİ harf-i cerrinden sonra MECRUR İSİM olarak gelir.
1) أُعْجِبَتْ عَائِشَةُ بِعَلِيٍّ.
2) أُعْجِبَ عَلِيٌّ بِعَائِشَةَ.
3) أُعْجِبَ الْفَلَّاحُ بِالرَّبِيعِ.
4) أُعْجِبَ الضُّيُوفُ بِاللَّوْحَةِ.
5) أُعْجِبَ الطِّفْلُ بِالْقَلَمِ الْأَحْمَرِ.
6) أُعْجِبَ الطُّلَّابُ بِنَتَائِجِ الْاِمْتِحَانِ.
1) Ayşe, Ali’yi beğendi (Ayşe, Ali’den hoşlandı).
2) Ali, Ayşe’yi beğendi (Ali, Ayşe’den hoşlandı).
3) Çiftçi, ilkbaharı beğendi.
4) Misafirler, tabloyu beğendiler (Misafirler, tablodan hoşlandılar).
5) Çocuk, kırmızı kalemi beğendi.
6) Öğrenciler, sınavın sonuçlarını beğendiler.


Not: Yukarıdaki örneğin 1 nolu cümleyi Türkçe mantıkla “Ayşe, Ali tarafından şaşırtıldı” şeklinde anlayıp, demek ki “Ayşe, Ali’yi beğendi” demek mümkündür. Çünkü şaşıran beğenen/hoşlanan, şaşırtan ise beğenilen/hoşlanılandır.